Van Gölünün Derin Sularıyla Boğuşmak Gibidir Özgürlüğe Giden Yol

  • 2018 11 16 | Makale

 

Bana yüreğini ver diyor hakikat Van gölünün serin, derin ve mavi sularında özgürleşelim diye. Yol almak isteyene ise ben; İçimdeki hasretin son bulması için uzat desem uzatır mısın ellerini. Mardin in ışıklı gecelerine dalarak, Amed çocuklarının hasret kokan yüreklerini içimize çekerek anlatırım sana yasaklanmış toprakları… Hangi toprak uğruna o toprağın kendi çocuğu bedenini üzerindeki ateş ile eritmişti ki, Kürdistan’ın asi ve özgürlüğe susayan çocukları Evrim, Mazlum ve Mustafa Malçoklar dışında?

Yaşam haklarını elinden almak sadece beyaz kefen giydirmek değildi ki onlar için. Her birinin çocuklukları yasaklanmıştı. Çocukluğunu özgürce yaşamanın yasak olduğu bir ülkede, büyümekten bahsedilir mi? Kimisi bilemezdi tabi büyümenin ve büyüklüğün özüne ne kadar yabancılaştıklarını. Arda kalan, her geçen güne büyüme dedikleri küçülmeydi aslında. Coğrafyaları cinayet mahalli olmuş, tarifi olmayan sancılar yaşayıp, her gün yeni ölümlere gebe kalan bir coğrafya.

Kanlara bulanan Topraklar nasıl ki ihaneti kabul etmiyorsa o toprakların üzerinde doğan çocuklarda öyleydi. İşte bu yüzdendi daha ana baba diyemezken Biji APO deyişleri. Biji yaşamdı gerçekte, Apo ise o güzel yaşamın yaşanması için yaşam kaynağıydı, çocukların bile yüreğinde yer edinmişti, Çünkü yaşamı tanıtandı dünyaya. Kalpleri hızla büyüyecekti sürgünler içinde. Ve o kalpler meydan okuyacaktı dünyaya. Yeni uyanışlar, yeni doğuşlar ve hiç kimsenin parçalayamayacağı yaşamlar yaşanacaktı. O yaşamların içinde yaşayanlar ebedileşecek olan yüreklerdi.    

Çoğu yoldaş tanıdım her biri de bir evren kadar derin, Dicle ve Fırat gibi coşku sellerine bürünen, umut ve mücadeleleri de bir o kadar büyük yoldaşlar. Hepsi de aynı ülkenin çocukları olup işgaller altına alınmak istenmişti düşleri. Ama özgürlüğe olan inançları yüzlerindeki tebessümlerden eksilmediği gibi düşmanı yerden yere vuruyordu adeta. Bakışları kin nefret doluydu, çünkü o gözler önünde onlarca bedenler katledilmiş, yüzlerce eller kelepçelere vurulmuştu, sadece bu görülenlerdi. Kim bile bilir ki daha o gözlerin görüp te söyleyemedikleri ne çirkinliklere şahitlik ettiğini…  Diğer yandan umut vardı o gözlerde, o umutsa özgürlüğe varmanın umuduydu.

Bu umut günden güne büyüyerek her gün yeni ölümlere gebe kalan bu topraklara yeni yaşam vaat ederek büyüdü. O yürekler büyüyerek en kurak yerde filizlendi her biri. O yaşamlar sonsuzlaşan yaşamlar olup, Azrail in bile almaya cesaret edemediği bir bütün yürek oldular.

Büyüdü her biri cellatların gecelerine kabus olarak. Kimi Nevroz ateşi olup aydınlatırken karanlığı kimisi de özünde kalan birer mimozalar olup sevgiyi içlerinde büyüten bahçeler olup büyüdü onlar. Düşleri kışların en zemherisinde bile üşümezken öfkelerinde iklimleri kuşatıp sınır boylarında pusuya yatan birer avcı olup, eyyy ölüm nereden geliyorsan gel çığlıklarıyla birer beste oldular dillerde ve türkülerde.

 

                                                                                                                             Ülkem Bahoz